Ana Sayfa  Annelik  El sanatları  Haber  Magazin Dünya Magazin TR  Ressamlar  Seramik  Tiyatro  Yazı Yemekler

Özel Arama

Otizm Doruk Conker Şahin yazdı

Sponsor bağlantılar

Otizm

Bir sabah, yatağım cam kenarına dönük bir şekilde, güneş göz kapaklarımı deliyormuş gibi uyandım. Kaç yaşlarımdaydım, hatırlamıyorum. Belki 4, belki 4,5. Parmaklarınızdan kısaydım, saflıklarınızdan büyük. Hoşuma gitmişti güneş. Çünkü hissetmiş olmalıyım, bundan sonra kimse, onun gibi okşamayacaktı duygularımı. Gözlerimi açtım. Etrafta sarıya dönük, yeşil ve maviyle karışık hareler görmeye başladım. En güzeli, hızlıca gözlerimi kırpıştırdığımda dans ediyor oluşlarıydı. Yataktan kalkmasına kalkmıştım ama zihnen uyanamadığımı sandım. Güneşin benimle olan bu dansından başka bir şeye odaklanamıyordum. Zorlamıyordum aslında kendimi. Çocuk aklı işte. Ne eğlenceliyse, yumurtanın sarısını çıkarır gibi, tüm zevkini çıkarmadan bırakmıyordu.

Evin en büyük odası bana aitti. Kız olduğumdan olsa gerek, ve küçük elbette, etraf pembelerle çevriliydi. Duvarlarım pembe, fotoğraf çerçevelerim pembe, raflarım pembe. Her şey pembeydi ve ben, bir an için bu pembeden boğulduğumu hissettim. Odadan, hatta mümkünse evden dışarı çıkmalıydık. Her zaman kahvaltı ettiğimiz parka gidip; annem çay, ben süt içerken, yemeğimi güzel yersem güvercinleri yemleme ve onlarla koşturmaca oyunuma başlamalıydım. İstediğim gibi de oldu. Evden, oyun kıyafetlerimi giydim ve annemin elini tutarak dışarı çıktım. Parka vardığımızda canım ne oturduğum sandalyeden kalkmak istedi, ne de kuşlarla koşuşturmak. Şuan, güneşin gözleri tüm bedenimin üzerindeydi ve ben de, bedenime parmak uçlarını değdirmesine izin vermiştim.

Her şey bundan sonra başladı. Bugün, annem için bir milat benim için ise sadece bir devam oldu. Bendeki değişikliği fark edince merakla karışık tedirginliğe kapılan annem, her şeyi bildiğine inandığı anneanneme götürdü beni. Ama bu, onun bile çözebileceği bir iş değildi.

Ortaları yok bu anının. Demiştim ya, çok küçüktüm. Beyazlı odalar ve beyazlı insanlarla tanışmak için daha çok küçüktüm. Hayatı tatmak için henüz, daha çok küçüktüm. Bu beyazlı adamlar, benim çizgi film karakterlerine benzettiğim bu beyazlı adamlar, kötü insanlar olmalıydı. Öyle ki, anneme ne söylediler bilmiyorum. Ancak anneannem bayılacak, annem ise yere yığılacak gibi oldu. Yerin en dibine yığılacak gibi. Şansı olsa, magmaya kadar inerdi. Konuşmalardan seçebildiğim tek kelime ‘’erken’’ oldu. Çünkü o kelimenin ne demek olduğunu biliyordum. Ve o kelimenin, benim en büyük şansım olduğunu hissediyordum. Kışları hava aydınlıkken, yazları ise karanlıkken uyandığımda, annem ‘’erken’’ derdi. Ve fark ettim ki; ben sadece somut olarak kafamda eşleştirebildiğim kelimeleri anlayabiliyordum.

O günün üzerinden çok uzun bir süre geçti. Şuan 17 yaşımdayım ve yenmiş tırnaklarla dibinden kesilmiş saçlara sahibim. Bunları yazana kadar çok kelime eskittim. İnsanların gerçek yüzlerini, yüzleri arkalarına sakladıkları gerçek çirkini gördüm. Anneliğin ne kadar kudretli ve muazzam olduğunu ancak herkesin bu yetiye sahip olamadığını gördüm. Ama benim annem, farklıydı. Bunu tüm kalbimle hissedip, kulaklarımın her köşesiyle dinledim. 4 yaşımdan 17 yaşıma kadar çok öğretmen değiştirdim. Ama en büyük öğretmenim annem oldu. Eşyalarla daha yakından temas kurmaya başladığım vakitler bunu fark eden annem, kendi lehine çevirmeyi iyi bildi. Cinsiyetimi yavaş yavaş tanımaya başlamamla, annemle birbirimize makyaj yapmaya başlamamız bir oldu. Burada, vücut uzuvlarımı ve bazı eşyaların isimlerini öğrenmeye başladım. Suyla oynamayı hep sevdim. Bu yüzden, yemek pişirirken annemle görev bölümü yaptık ve sebzeleri ben yıkamaya başladım. Böylece renkleri öğrenmemle birlikte sorumluluk duygum da gelişti. Televizyonu ise hiç sevmezdim. Reklamlarda sürekli bağıran tiplemeler ve o çok parlak ışıklar gözüme girip, kulağımı delip sinirlendiriyordu beni. Evde olmadığım vakitler çoğu zaman diken üstünde yürüyor gibiydim. Dışarıda çok fazla uyaran vardı ve benim bedenim hepsine karşı fazlasıyla duyarlıydı.

Normal bir çocuk değildim anlayacağınız. İnsanların ‘’normal’’ görüşünü her zaman merak ettim. Normal-anormal farklılığını neye dayanarak sınıflandırıyorlardı? Protagoras’a göre ‘’Her şeyin ölçüsü insan’’dı. Sanıyorum ki, normal insanlardı kastı. Peki, ben. Anormal olarak adlandırdıkları, dışarıda benden çok daha korkunç insanlar olmasına rağmen yine de gelip benden korkmaları, 4 yaşımdan beri etrafıma duvarlar örülmüş bir şekilde yaşamamı, daha sonra o duvarları bilerek kendi kendime kalınlaştırmamı, kim açıklayacaktı? Benim ölçüm neydi? İnsanların önyargıları mı?

Resim kaynak

Yazan: Doruk Conker Şahin

Doruk Conker Şahin yazılarından seçmeler
Otizm - Doruk Conker Şahin yazdı
Alkım Eylül Cansın anısına - Doruk Conker Şahin yazdı
Diğer otizm yazılarından seçmeler
Otizm - Doruk Conker Şahin yazdı
2 Nisan dünya otizm farkındalık günü - İrem Afşin yazdı
Sizin çocuğunuz nasıl? - Banu Conker yazdı

Diğer makale, araştırma ve yazılardan

Doruk Conker Şahin yazılarından seçmeler
Otizm - Doruk Conker Şahin yazdı
Alkım Eylül Cansın anısına - Doruk Conker Şahin yazdı
Diğer otizm yazılarından seçmeler
2 Nisan dünya otizm farkındalık günü - İrem Afşin yazdı
Sizin çocuğunuz nasıl? - Banu Conker yazdı

GrafikSaati kültür sanat dergisi

grafiksaati online kültür sanat dergisi grafiksaati.org grafiksaati reklam ajansı

Sosyal Medyada Biz

Grafik Saati

Facebook

Twitter

Pinterest

Şirin Gurme

Şirin Gurme Facebook

Şirin Gurme Twitter

Hayata-Dair

Facebook

Twitter

Copyright: Her hakkı saklıdır  | grafiksaati.com[at]gmail.com  |  gizlilik politikası